Eurovision daha zor bir yarışma oluyor
Eurovision’u yalnızca kazanan şarkı üzerinden okumak artık pek mümkün değil.
Bir ülke sahneye çıkar, üç dakika boyunca şarkısını söyler, puanlar açıklanır ve ertesi sabah herkes yılın favorilerini konuşmaya başlar. Eurovision’un klasik hikayesi uzun yıllar boyunca aşağı yukarı böyleydi. Ancak yarışma artık yalnızca şarkılardan ve sahne şovlarından ibaret değil. Eurovision’un kendisi de değişiyor.
2026 bunun en net örneklerinden biriydi.
Viyana’da düzenlenen yarışmada Bulgaristan, DARA’nın “Bangaranga”sı ile tarihindeki ilk Eurovision zaferini aldı. Üstelik bunu yalnızca halk oylarıyla ya da yalnızca jürilerin desteğiyle değil, iki tarafta da güçlü bir sonuç elde ederek yaptı. DARA toplam 516 puanla ikinci sıradaki İsrail’in 173 puan önünde yer aldı ve Eurovision tarihindeki en büyük puan farkıyla kazanma rekorunu kırdı.
Kağıt üzerinde bakıldığında bundan daha güzel bir Eurovision hikayesi bulmak zor.
Bulgaristan kazanıyor, tarihindeki ilk birinciliği elde ediyor ve yarışma bir sonraki yıl ilk kez ev sahibi olacak bir ülkeye gidiyor.
Fakat 2026 Eurovision’unu yalnızca DARA’nın zaferi üzerinden anlatmak, yarışmanın son yıllarda geçirdiği büyük dönüşümü kaçırmak olur.
Çünkü Viyana’daki sahnenin dışında başka bir Eurovision daha yaşanıyordu ve bence asıl soru tam burada başlıyor:
Eurovision büyüyor ama gerçekten tüm ülkelerle birlikte mi büyüyor?
Eurovision’un sahnesinin dışında başka bir yarışma var. 2026’da İsrail’in katılımı etrafındaki tartışmalar Eurovision’un gündeminden hiç düşmedi. Bazı ülkeler yarışmaya katılmamayı tercih ederken, yarışma alanı çevresinde protestolar düzenlendi ve EBU oyların yönlendirilmesine ilişkin yeni kurallar uygulamak zorunda kaldı.
Bu tartışmaların sonucunda Eurovision’un oy sistemi de değişti.
Kullanılabilecek maksimum oy sayısı azaltıldı, profesyonel jüriler yarı finallere geri döndü ve üçüncü taraflar tarafından desteklenen orantısız kampanyalara karşı kurallar sıkılaştırıldı.
Bütün bunlar aslında tek bir şeyi gösteriyor: Eurovision artık yalnızca şarkıların yarıştığı bir alan değil.
Sosyal medya kampanyalarının, fandomların, siyasi tartışmaların ve kamuoyu baskısının da yarıştığı bir alan.
Eskiden “en iyi şarkı kazanacak” demek yeterliydi. Bugün ise başka sorular da soruyoruz:
Oylar ne kadar güvenilir?
Sosyal medya kampanyaları sonucu ne kadar etkiliyor?
Bir ülkenin siyasi gücü ile Eurovision’daki görünürlüğü arasında nasıl bir ilişki var?
Belki de en önemlisi, Eurovision bütün bu tartışmaların ortasında tarafsızlığını nasıl koruyacak?
EBU’nun 2027 için yaptığı değişiklikler bu soruların artık görmezden gelinemeyeceğini gösteriyor. Yeni kurallara göre kazanan ülkenin güvenlik veya jeopolitik koşulları uygun değilse yarışmaya ev sahipliği yapması bile mümkün olmayabilecek.
Bir zamanlar Eurovision’un en basit formülü vardı: Kazandın, gelecek yıl ev sahipliği yaparsın.
Şimdi ise formül biraz değişiyor: Kazandın. Peki ev sahipliği yapabilecek durumda mısın?
Bence bu değişiklik, Eurovision’un içinde bulunduğumuz dünyadan ne kadar etkilendiğinin en açık göstergelerinden biri.
2027 Burgaz’a sıra geliyor ve Eurovision yeniden büyüyor hem de yıllar sonra…
Çünkü bütün bu tartışmaların ortasında Eurovision küçülmüyor. Aksine, bazı açılardan büyüyor. 2027’de Kanada ilk kez Eurovision sahnesine çıkacak. Bu, Avustralya’nın 2015’teki katılımından bu yana yarışmaya gelen ilk yeni ülke olacak.
Bir başka deyişle Eurovision’un sınırları hala genişliyor. Üstelik Kanada tek başına değil. 2026’da yarışmayan Hollanda 2027’de geri dönüyor. Kuzey Makedonya da dört yarışmalık aranın ardından Eurovision’a yeniden katılacak.
Yani bir tarafta yeni bir ülke geliyor, diğer tarafta Eurovision’un eski ülkelerinden bazıları geri dönüyor.
Fakat tam bu noktada bir başka gerçek karşımıza çıkıyor. Herkes geri dönmüyor ya da dönemiyor.
İrlanda 2027’de de yarışmayacak. İspanya’nın katılımı ise hala büyük tartışma konusu. Çekya ise 2027’de Eurovision’da olmayacağını açıkladı. Üstelik Çekya’nın gerekçesi diğerlerinden farklı.
Burada siyasi bir boykottan değil, ekonomik nedenlerden bahsediyoruz. Kamu yayıncılarının bütçeleri üzerindeki baskı Eurovision’un geleceği açısından en az siyasi tartışmalar kadar önemli. Çünkü Eurovision ne kadar büyük olursa olsun, sonuçta onu ülkeler adına kamu yayıncıları finanse ediyor.
Peki Eurovision gerçekten birlikte mi?
“United by Music.” Eurovision’un sloganı yıllardır bu. Eurovision, bütün bu değişimin içinde gerçekten birlikte kalabilecek mi?
Belki de 2027’nin en büyük Eurovision hikayesi, kupayı kimin kaldıracağı değil. Eurovision’un kendisinin bu yarıştan nasıl çıkacağı olacak.